top of page
logo.png

Yorganın Altındaki Dünya

  • Yazarın fotoğrafı: Batuhan Bölüm
    Batuhan Bölüm
  • 9 Ağu
  • 6 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 10 Ağu

Sunuş

Altında söylenecek yeni bir şey kalmadığı için güneşe, hayalleriyle yüreğime su serpen buluta ve hepsini içerdiği için gökyüzüne teşekkür ederim.

Ağustos ’26


Herhangi Bir Tepede

Soğuk… Soğuk… Yerlerle tepelerde biraz kar var. Akşam oluyor. Güneşin kendisini görmek mümkün değil ama karşıdaki yüksek dağlarda, bize bıraktığı sonra ışıkları görmek mümkün. O dağlarda olsam acaba bir şeyler değişir miydi? Daha farklı hisseder miydim ya da ne bileyim şu an olduğundan farklı bir noktada olur muydum? Bilmek zor. Bir iki koyu bulut geçiyor. Bu kuş uçmaz kervan geçmez diyebileceğim yerde tek tük insanlar var ama onlar da gidiyorlar. Artık evlerine dönmek istiyorlar. Evlerine dönmek için çabalıyorlar. Ben niye buradayım? Bilmek zor. Bilmiyorum. Diğerlerinden biraz fazla parası olan insanların kendine yaptığı küçük evler var burada. Küçük denemez ama işte biraz, kendi çapında küçük. Kimileri daha büyük diğerlerinden. Birbirlerinden epey uzaktalar. Ben de öyleyim. Uzaktan ışıklar görünüyor. Evlerine dönmeye çalışan insanların arabaları… Tabi tek tük yerlerde de sokak lambaları yanmaya başlamış. Burada hala yanmadı. Gittikçe daha da soğuk oluyor. Güneşin, o bize bıraktığı son ışıklarıda tepeleri yavaşça terk ediyor. Dönmeye çalışan o son birkaç insan da buradan ayrılmak üzerler. Sadece ben kalıyorum diyemem. Buraya şehirden uzaklaşanlar geliyor. Ama öyle üstün dertleri olan insanlar ya da ne bileyim okumuş, parası olan insanlar değiller. Sadece içinde bulundukları ülkenin kim kanunlarından kaçan, topluma açık alanlarda içmeye çalışanlar. Aralarında dertleşiyorlar; şu oldu, bu oldu. Önemlidir belki dertleri, kim bilebilir? Ama ben bilmiyorum. Durgun... Hem nasıl hissettiğimi tarif edecek hem de nasıl bir yerde olduğunu anlatabilecek bir kelime durgun. Bir diğeri de soğuk tabi. Şu an nerede olmak isterdim? Bilmiyorum. Ama burada değil diyemem. Kiminle olmak isterdim onu da bilmiyorum. Ama yalnız değil de diyemem. Açıkçası bu konuşmanın anlattığı şeyler gibi veya bu konuşmanın tam olarak açıklayabileceği şekilde hissediyorum. Ne eksik ne fazla. Sigara içmeye çıksam dışarısı fazla soğuk. Kaydı kapatıp inmem gerekecek. Onu da yapasım yok. Öyle oturuyorum. Bilmiyorum beni şu üzdü ya da bu üzdü diyemem ki üzgün müyüm onu da bilmiyorum. Bir şey hissetmiyorum, sadece sıkıldım. Artık güneş tamamen kayboldu; sadece pembe, mor, biraz da siyahlaşmaya başlamış ışığı kaldı gökyüzünde. O son bir avuç insan da gitti. Şu arkamdaki tepeye içmeye gelmişleri saymazsak artık tamamen yalnızım. Bilfiil inanan biri olsaydım, “Şu an tanrı benimle birlikteydi!” derdim ama onu da diyemiyorum. Tam olarak yalnız olmadığımı da biliyorum. Şu an ölüm bana her zamankinden daha yakın. Ölmek istiyor muyum? Bilmiyorum. İstemiyor muyum? Onu da bilmiyorum. Dediğim gibi anlatacak bir şeyim yok. Hala niye buradasınız? Onu da bilmiyorum. Bir şeyler duyabileceğiniz dair bir takım beklentilere sahip olabilirsiniz ama üzgünüm ki Sonuca ulaşacak beklentiler değiller. Bir şeyi açıklığa kavuşturmaya niyetim yok açıkçası. Yanıma bir araba yanaştı, içinden birileri iniyor. Bir işleri var galiba, bir sorumlulukları. Hem ben tedirginim hem onlar. Onlar sanırım yardım toplamaya gelmişler. Yapabileceklerinin tümünü yapmaya… Ben niye buradayım: avare avare dolaşırken yol beni buraya çıkardı diye. İnsanların dertlerini kimi zaman kendime dert edinebiliyorum ama kimi zaman böyle bir gayem olmuyor. Ne diyebilirim ki? Artık buradan da sıkıldım.  


Uyuşuk Vals

Yorgun ya da kalabalıktan dolayı kıpırtısız. Sıkışmış. Düşünün ki gitmek istediğiniz yere yürüme hızı ile çok kısa sürede varabilecekken gelişmişliği ve medeniyetin sağladıklarını, kendi keyfi için sizin mutlak ve bilakis zararınıza kullanıyor ve kendini savunmak için saygı ve yaştan bahsediyor. Bahsettiği her sav kaynağını aldığı şeyin niteliği ya da gerekliliği bir yana bunu kullanış biçimi açısından zulme dönüşüyor. Aslına bakarsanız bu durum sizi istemeden kimi dönüm noktalarının doğru yere, doğru şekilde dönüp dönmediği sorusunu akla getiriyor. Devam etmeden önce şuna değinilmelidir: Diyalektik kanalının serim kısmında birtakım parametreleri alıp bunu farklı bakış açısı yalanı ile gizleyip savımızı odağından uzaklaştırmak isteyen kimileri için bu alan bir kaçış rampası niteliği taşımaktadır.

Kat edilen büyük yollar vardığı son noktadan geriye bakanlar için gidilebilecek son ve en iyi noktalardan biridir. Herhangi bir geriye dönüş ve keskin virajlara kıyasla en güvenilir ve mutlak olduğu bilinen bu yol durulan noktadan ileri gitmiş/gitmekte olan için takdiri size bırakılacak nitelik ve niceliktedir. Bizim bu düşünce sekansı ile ortaya koymaya çalıştığımız şey yolun ucunda duranı ve ilerlemeye devam edeni belirtmek değil yolun kenarında durup yolun sonuna ve gerisine dair rivayette bulunanlaradır.

Bir gün, bir vakitte bir felsefe öğretmeni özgürlük tanımını açıklayabilmek adına bir karo döşemenin üstünde durup benim özgürlüğüm budur, şu benim özgürlüğümün sınırı gibi duran yer ise bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerdir demiş. Öyle ki bu anlatı orada kalmayıp buraya gelmiş ve bize ya çok dar bir odaya gereğinden fazla döşeme karosu sığdırılmaya çalışılırsa ne olur sorusunu sordurtmuştur. Sığdırabilecek şekilde üst üste koyalım ya da karoları kesip biçelim önerisi tarafımıza elbette ulaşabilir. O da aklımıza şu sorular kümesini getirecektir:  Hangi karoları neye göre diğerlerinin altında bırakalım, hangi karoyu ne büyüklükte keselim ve daha da önemlisi bunu ne hakla yapalım? 

Sanıyoruz ki bu sorulara ve daha nicelerine verilen cevaplar yaşadığımız bu hayata yön veriyor.


Hayata Dair, Varan hepsi

-Bir gece vakti, bir yolcu:

  23.00 da çıktığım bir yolculuğun beşinci saati de geride kaldı. Çok önceden planlanmış bir yolculuk olsa da yola çıkış tarihi yaklaştıkça hep olduğu gibi kendine bambaşka amaçlar ve rotalar edindi- siz planlarınızı yaparken hayat da kendininkileri yapar. Bir arkadaş grubunu ziyaret olacak bu orta uzunlukta gezi, bu grubun neresinde olduğunu keşfettiğim bir yolculuğa dönüşecek gibi duruyor. 

 Organizasyona son varan olmam organizasyonun kendi dinamikleri içindeki önem sıramı ve ondan önce ziyadesiyle kötü olan itibarımı pek kuvvetlendiriyor diyemem. Hatta peşinden gelen yabancılaşma da cabası. 

Geçmişimle barışık biri değilim diyemem ama istemesem dahi ardımda sürüklediğim ve belki de sırtıma istemesem de yüklenen, geçmişten gelen o küçük anılar; geçmişe düşmanlığımı bazen körüklüyor. Kim ne yapar böyle zamanlarda bilemem. Boş sokaklarda mı yürür? O da geçmişimde kaldı. En iyisi, başıboş beklesen de kendini bir işin varmış sandığın yerler. En iyisi hastane önleri, en iyisi birini bekler bir eda ile içtiğiniz yalnız kahveler. Ne diyebilirim ki bazen kendinize dahi yalan söylemeniz gerekir. Küçük hayatlar böyle işler.

-sessiz bir mezarlıkta:

Yaşlı bir hanımefendiyle ölmüşler üzerine konuştuk. Durgun ve dingin... Hiç tanımadığım insanların mezarı başında onları tanıdığımı iddia ediyorum. Dünden kalan yağmurdan ıslaklığın arasından yüzüme güneş vuruyor. Ötelerde bir garip görüyorum. Henüz mezarı başında değilim. Ne yazık ki… Karşımda bir mezar. Öylesine bir mezar. Sormuşlar bu uyar mı diye, evet demiş uyar.

-yorgun bir rakı gününde:

Yaşamak güzel şey ama benim için mi bilmiyorum. Hayatım bilmemek ve bilinmemek üzerine diyebilirim. Galiba yüksek yerler özellikle tepeler de hayatımın üzerine olduğu şeyler arasında. Acıyı ve hissedebildiğim tüm duyguları hissediyorum. Biraz gözlerim dolu. Ağlamak ister miyim?  Burada olmaz ama elbet ve muhakkak ki isterim. Ağlamak insanın en azından ben olanın en doğal hissi ve en yoğun anı. Ağlamak isterim, en çok da ağlayamadığım anlar adına.

-dönmeden önceki son gece:

Eski sayılması konusunda bir noksan kalmamış bir dostla yalnız kalıyoruz.  İlk kavgamızı konuşuyoruz. Bizi birbirimize düşüren ilk şeyi çözüyoruz. Öyle olduğunu düşünüyoruz. Zaman gösterir. Kalabalık ve gürültülü bir yere oturuyoruz. Niye buradayız? Elbette bir plan doğrultusunda ama daha sesiz ve sakin olabilirdi. Galiba düşüncelerimizi duymak istemiyoruz. Vereceğimiz tavizlerden kaçıyoruzdur belki de. Olsun en azından üzerinde kafa patlatıyoruz. Hala… 

-dönüş sabahı:

Hepimiz uyuya kalıyoruz, servise son on beş dakika kala kapım hızla açılıyor: Geç kaldık! Çok karmaşık ve endişeli bir biçimde koşuşturarak, servise hiçbir şeyi geride bırakmadan yetiştim. Biraz garip, bir keşif için çıktığım bu geziden girdiğim koşuşturmacanın aynısı ile çıkıyorum. Ardımda uyuşuklar şehrini bıraktıktan emin olduktan sonra asla bitmeyecek bir yolculuğa başlıyorum.

-yolda ve ev denilen yerde:

“İnanç yalnızlıktan doğup yalnızlıktan beslenir. İnanç öğretileri size yeteri kadar birlikteliği verir ve geri kalanında sizi yalnız bırakır. Bilakis şu fark edilmelidir ki insan korkuları güven duygusu varken tetiklenmez. Bilinmezlik insana korku verirken, güven duygusu ile birlikte gelen ve görmezden gelinen ve/veya kabul edilen gerçeklik, aksine insanın sahip olduğu korkuların tetiklenmesinin önüne geçer.”

Yolculuğun getirisi belki de budur. Emin değilim. Neyi keşfettim, neyi fark ettim bu yolculukta? Aslında hiçbir şeyi ama aynı zamanda da hiçbir şeyin hiçbir şey oluşunu.  Bu oksimoron cümlenin arkasında da bazı şeyleri görmezden geliriz bazılarını gelmeyiz bunlar bizi değiştirir biz onları ve birilerini değiştiririz. Kendini kazımış bir beyaz yakalıdan duyduğum bu kazıma eylemine atıfta bulunarak ve ikisini de yererek söylüyorum ki ben kazınacak bir özne değilim hatta hiçbirimiz kazınacak ya da yeniden keşfedilecek bir cevher değiliz. Yarını asla kazanamayacak,  çabaladığı bugüne sahip kimseleriz. Değiştirdiğimiz hayatlarımız “iyi versiyonlarımız” olacak olsa dahi orijin aldığı yer kesinlikle, kötü ve es geçtiğimiz bugüne ait. Evet kesinlikle saldırıya açık bir nokta ve evet kesinlikle kaytarıyoruz, ne demek isterseniz deyin gerçekler bizim nezdimizde bunun gibi bir şey. Onunla ne yapacağınız size ait bir iş ve sorun. Belki de yokmuş gibi davranırsınız.


Bb-Şubat ’23

Yorumlar


  • TikTok
  • Instagram

Aramıza Katılmak ve Son Gelişmelerden Haberdar Olmak İçin

Edebiyat, Konser, Çizgi roman, Sanat

Aramıza Hoşgeldin!

bottom of page