Hırsız

Akşam saatlerine doğru bir kır evinde kanepeye uzanmışız. Hafif rüzgâr esiyor biraz sıcak belli ki yaz. Bi’sike yaramayan yazı gibi böyle başladı. Belli ki bu boktan yerden pek de uzaklaşmaycak. Neyse içimizde bir huzursuzluk var. Galiba bir parçamızı kaybedeceğiz. Uzaktan televizyonun sesi geliyor. Uykuya dalmak üzere miyiz neyiz. Televizyonda bir deniz atı konuşuyor hafif hafif sesi geliyor “Büyük B… tarihi yazanlardan olmak… hırsızlar… bize ait olan…”. Uykuya dalmanın da ötesinde rüya bile görüyor olabiliriz. Küçük paradoksalar ama bence kesinlikle bi’kelebeğiz.
Biraz üşüyoruz, boynumuzda da ince bir sızı. Hafifçe gözlerimizi aralıyoruz. At hala orda. Evet, evet! Deniz atı olan. Pencerede bir tıkırtı mı var? Belki ama kimin umurunda biz deniz atına dönelim, o daha ilginç hatta daha dinlemeye değer. Diyor ki:” pek kıymetli kimseler defalarca kez belirttiğimiz gibi Büyük Birader sizi kişiliğinin çalındığını iddia edenlere karşı uyarıyor. Eğer son zamanlarda böyle bir durumla karşılaştıysanız acilen yetkili kurumlara başvurmanız devletimizin huzuru adına önem arz etmektedir.” Yanılmıyorsak geçen günlerde de sizi çalmaya çalışanlara karşı dikkatli olun diye uyarmışlardı.
Üzerimizi örtüyoruz. Hava ufaktan serinledi ama uyku hala çok tatlı. Biraz içimiz geçiyor, sonra izleniyor olmanın tedirginliği ile gözlerimizi açıyoruz. Karşımızda bir adam. Hırsız belli. Onu garip yapan bir özelliği yok. Korku da vermiyor hatta bir dost gibi hissettiriyor. Biraz zorlasak bize benziyor diyeceğiz ama bize benzemediği bariz. “Keşkül getirdim”, diyor “yer misin?” Teşekkür ediyoruz masaya bırakmasını rica ettikten sonra. Peki diyip masanın başına geçiyor. Ne masası bu? Yazı galiba, yazar mıyız acaba? Yok, yok değilizdir ama bizim evimizde, neyse ne. Bir şeyler yazıyor. Makine gibi aksamayan bir ritimle ruhsuz ve kararlı bir sükunetle. İnsanı düşünemeye sevk ediyor doğrusu. Karşı koymuyoruz.
Yine yaz ama küçük bir ilçe. Ege de galiba etraf pek bir yeşil dağlar da öyle ama çalı. Olsun. Kaldırım taşlı bir sokaktayız. Küçük sarı saçlı bir kız mavi bir bisiklete biniyor. Alnı terlemiş. E sıcak normaldir. Geride bırakıyoruz. Bir köşeyi dönüyoruz. Hiç bilmediğimiz bir sokak, sokakta da onlarca insan. Yüzleri yok. Aralarında ilerlemeye çalışıyoruz. Gittikçe zorlaşıyor. Korkuyor muyuz diye düşünüyoruz. Kim bilir? Elimizi tutuyor biri, şaşırdık haliyle. Korkma diyor senin için buradayım. Yürüyoruz biraz. Biz yürüdükçe yüzü olmayanları geride bırakıyoruz. Peki elimizi tutanın var mı yüzü. Galiba yok, çok emin değiliz. Olması şart da değil aslında güzel şeyler anlatıyor, huzur veren şeyler ne de olsa. Sesinde hoş bir tını. Bazen bize dönüyor ılık nefesi yanağımıza çarpıyor. O anlarda dinlemeyi bırakıyoruz, herhalde o anlarda en önemli şeyleri anlatıyor. Yanımızda birini fark ediyoruz kim bu? Hırsız. Ses çıkaramıyoruz. Bir dostu andırıyor. Yavaşça elini tutuyor. Yürümeye başlıyorlar. Biz ?
Hava biraz daha soğumuş. Gece de olmuş üstelik. Hırsız tepemizde dikiliyor. Işığı açmış. o bozuk anahtarı çevirmek zordu oysa. Neyse, bir kağıt uzatıyor. Yazdığı yazıyı bitirmiş. “Al oku lütfen” diyor, “sonra da şu keşkülü ye. Bozulacak.” Şöyle başlıyor yazı:” Yine yaz ama küçük bir ilçe. Ege de galiba etraf pek bir…” Ne kadar güzel bir yazı diye düşünüyoruz. Hiç okumadığımız bir yazı hatta kork yıl düşünsek aklımıza gelmez. Bu hırsızda iş var doğrusu.
Keşkülü yemeye başlıyor. Kim mi? Ben işte. Yazıyı bana verdi ve yemeye başladı. Ölmek geliyor içimden. Öyle bir anda. Kaybolmuş hissediyorum. Hayallerim yaptığım şeyler hiçbir şey benim değilmiş gibi geliyor. Sanki biri onları çalmış. Sahi ben kimden çalmıştım. Bilmiyorum hesabını yapabilir miyim diye girişiyorum, bitmeyecek gibi duruyor ama benzer bir doku var hepsinde ilham diyorum ve bir dosttan çalıyorum. Elimde bir çamaşır ipi… Nerden geçti bu elime? Doğru ya ben vermişti. Bence yapmamalısın diyor. Kim mi? Kim olacak ben işte. “Bilmiyorum” diyorum belki de yapmaya değer tek şey budur.” Aniden düşüncelerim kayboluyor. Vakit geldi diyor. Kurup, kafamı içine uzatıyorum. Sessizleşiyor. Düşüncelerim geri geliyor.
Uzaktan ince bir hayal gözlerimin önünde. Ben, cansız bir bedeni çamaşır ipinden kurtarıp kanepenin altına gömüyor. Kanepeye oturuyor ve yarım kalmış keşkülünü bitiriyor. Yürüyorum. Bir kalabalık var. Hepsi tanıdık yüzler. Şu galiba lise öğretmenim, şu da yan komşu. Neden bir sokaktayız? Bütün bu kalabalık da neyin nesi?
Uzaklaşıyorum küçük bir çocuk parkına yaklaşıyorum. Titrek bir lambanın altında buruk bir bank. Burası hep gece galiba. Oturuyorum. Bir sigara yakıyorum. Ve sakince unutuluyorum.
Temmuz ‘22
Bb
