Anlaşılmaya dair bir itiraf

Bir şeyi itiraf edeceğim. Hayatımın belli bir dönemine kadar herkesçe anlaşılmayı bekledim. Elbette ki bugün bu an bunun yanlış olduğuna dair bir fikrim var. Ancak yanlış olduğunu düşünmediğim zamanlarda çokça üzülmüşlüğüm ve fevkalade gırtlak patlatmışlığım da olmuştu. Tabi bunca mesai sonrasında çaba ve telaş yerini büyük bir umutsuzluğa ve kesif bir hüzne bırakmıştı. Ne menem bir meret olduğunu anlatmayacağım, zaten sahip olduğunuz önyargılar ve empati gücünüzle pek çok tahminde bulunacaksınız.
Anlaşılmanın kabul görmekle kol kola yürüdüğünü düşünürdüm hep. Yıllar içinde de böyle olabilecek olsa da kabul edilmenin pek çok biçimi ile kutsandım. Misal pek çok arkadaş ve pek çok da dost edindim. Bunlardan çok özel ikisi ile de bambaşka bir boyutta paylaşımda bulunma imkanım oldu. Ancak oldukça güzel duyulan bu durumu bu iki insan özelinde de bambaşka kavgalar ve tavizler ile elde ettim. Tabi bunlara taviz demek kabul görmeye dair talebin, kendimi değiştirmekten ileri geldiği kanısını oluşturmasın. Nitekim değişen şeyler veya verilen tavizler kimin kim olduğuyla değil de isteklerimle ilgiliydi. Tabi benim de sizin de aklınıza geldiği gibi tüm bu değişim talep ve karakterle ilgili durumların sonucunda oluşan kişi ne kadar bendim sorusu geldi. Buna cevap vermek referans noktamı ne aldığıma göre değişebilir. Bense olanı kucaklamayı seçtim. Hayatı yalnız yaşamak bana bir şey ifade etmediği gibi ben sözgelimi ne kadar değişmişsem iletişimin doğası gereği de benzeri istek ve talepleri bu insanlardan da istedim. Bu insanlar sayesinde, onlardan kabul görerek ya da belki de onlarca sevilerek yaşamanın zorunda olunan değil de severek yapılabilen bir şey olduğuna ikna oldum.
Bu içtenlikli itirafı kaleme alma fikri bu aralar zihnimin bir köşesinde dolanıyor olsa da fitili ateşleyen denk geldiğim bir video oldu. Müzikal yetenekleri açısından oldukça yetenekli bir Z kuşağı üyesi müzisyen, bir konserinde yüz yaşında bir hanımefendi ile tanışıyordu. Hanımefendi müzisyenimize yaşı itibari ile pek çok usta sanatçıyı canlı dinlemiş ve sevmiş olduğunu söylüyor ve haykırarak bütün hayatım boyunca seni bekledim diyordu. Senin müziğin ruhumda bir yerlere dokundu diyordu. Sayın okur bu fevkalade muhteşem. Elbette bambaşka bakış açıları ve bambaşka yorumlar ile algılanıp eleştiri ve yorum sanatının araçlarıya bir sürü yöne çekilebilir ama benim için anlamı anlayabileceğiniz üzere oldukça büyük. Yaşamın yaşamış ve ölmüşlere dair bunca kalabalığına rağmen özgünlük ya da biricik bir yaşama sahip olma çabası farklı olmaktan beslenemez. Benim ve sizin sadece bize özel olandan yani orijinal olmasa bile bildiğimiz tek şey olan kendi yaşamımızdan beslenebilir.
Hayat pek çoğumuz için epey zor, yorucu ve üzücü iken ruhumda bir iki parça umudun filizlenip belki de bir ormana dönüşmesinde niye bir sakınca olsun ki. Zaten istisnasız her gün bir şeyler için mücadele ediyorken neden hayal kurmaktan gülümsemekten ya da sevdiğimiz insanlarla muhabbet etmekten geri duralım ki.
Bu genç hanımefendi videonun devamında da şunlardan bahsedecekti. Öyle ki hanımefendiye yüz yaşına gelen biri olarak öğrendiği en önemli şeyin ne olduğu soruluyordu. Hanımefendi ise şöyle devam etti: Her sabah uyan ve bir mucize olmasını bekle ve onu hak et. Sevgili hanımefendi videonun en sonunda ise yetenkli müzisyenimize şunları söyleyecekti: Beni asla unutma, seni asla unutmayacağım.



