“”Cehennem başkalarıdır.””a dair eleştiri ve mücadelenin özü
- Batuhan Bölüm

- 3 gün önce
- 2 dakikada okunur
İnsanın sosyal bir hayvan oluşu pek de yadsınamayacak bir kabul gibi durur. Nitekim bu teze dair ön kabul ile bugüne dek pek çok şey açıklanıp kuramlaştırılmıştır. Bununla birlikte insanın pek eşsiz olmayan ama fevkalade şairane doğası, işler dallanıp budaklandığında kendine özgü ve sürekli yenilenen sorunlar ortaya koymaktadır.
İnsanın benlik kavramının şekillenmesi ve dönüşümü de bunlardan biridir. Benlik kavramının şekillendiği iletişimin alıcısı ve vericisi kimselerin “birisi olmak” hususunu sadece karşı benliklerden yorumluyor oluşu belki de en derin sorunlardan biridir. İnsanın olduğu konumda devinmesi yani yaşaması hareketten ya da onu tercih etmiyor olmaktan ileri gelecektir bilakis konuya ilişkin temel kabulden ileri gelecektir. Yani kabaca bir gerilim oluşacak ve insan bununla bir şey yapacaktır(!). Ancak yapılacak(!) bu şeyin temellerini aldığı ve suretine büründüğü yegane yer olan benlik sadece başkalarından alınanlarla oluşturulursa özgün olmayacak kaldı ki bırakın özgünlüğü tam olarak cehenneme dönüşecektir. Çünkü hayat tecrübesinde bir noktaya ulaşmış ve tekrarlayan örüntüleri fark etmiş pek çok kimse de hak verecektir ki- istisnai durumları sonra tartışmak üzere- gerilim kişinin benliğine dair çatışmalardan kaynak alacaktır. Bu denemenin genel akışı içinde şuan şunu kabul etmiş olalım: Benlik inşa edilen bir kavramdır. Fevkalade bunu inşa etmenin pek çok farklı yolu olacaktır, sık kullanılanları da olmakla birlikte. Özellikle benlik tecrübesinin başka gözlerden okunması sık tercih edilen bir inşa yolu olup bizi bahsettiğimiz hususlara götürecektir. Pek tabi bu noktada birkaç soru yöneltmekten geri durmayacağız. Misal bu sorulardan biri olarak şunu diyeceğiz: Benlik inşası nihayete eren bir şey midir? Şayet sona ermeyecekse hangi noktaya kadar başkalarından kaynak alarak devam edebilecektir.
Bu satırları kaleme alırken yazının ruhunun kulağımıza fısıldadığı bir husus olarak belirteceğiz ki ki sürekli başkalarına dayandırılarak inşa edilen bir benlik inşası bu yapılmayarak neticelendirilmeye çalışılana göre asla sonuçlanmayacak ya da temellendirilemeyecektir, nitekim insanın sosyal varlığı yok olmaktan çok uzaktır.
Peki bu olduğunda ne olur? İnsan kendini zorunda bıraktığı ve ebedi ızdırabını çekeceği bir cehenneme hapseder. Bu cehennemi savunmak bir şerh olarak kenarda durabilecek olsa da bu cehennem haz vermeyecek ve ızdırap insanın en derinlerinde yankı bulacaksa bir şekilde devinmeli ve gerilimi hafifletmelidir. Böyle olmaması gerektiğini savunacak herhangi bir antiteze cevap sunmaktan geri duracağız nitekim “çileci” olmaya saygı duyarız.
İnsanın var oluşuna dair uydurduğu amaçların kaynağını benliğinden alacağı yadsınamaz bir gerçektir, kaldı ki hapsolduğu cehennemden kaçmaya dair vereceği mücadele de benliğinden köken alacaktır, almalıdır. Bu önerme dahi aslında benlik inşasını başkalarının referansıyla kurmayı ve devinmeyi ve mücadele etmeyi işaret etmekte.
Mücadele onurludur. Ancak onurun akılcı veya kârlı olmak gibi bir zorunluluğu yoktur. Mücadelenin binbir kılığı vardır ama onurun ahmakça ve yalnız başına bir hali vardır ki bu da onurlu mücadeleye dair bir tevazu gerektirir. Cehennemden kurtulmaya dair mücadeleyi vermek de bu tevazudan bizce nasibini almalıdır. Ancak onuru pek seven iflah olmaz bir romantik olacaksak her şey tek bir cümlede, tek bir bakışta o an orada yakılıp yıkılabilir -neticede onurlu benlikler onursuz olmanın hep bir zaruriyet olarak yanıbaşlarında durduğunu doğrulayacaktır.
Belki de bu yüzden cehennemdir ve belki de bu onurlu mücadele asırlarca sürecek olsa dahi verilmelidir.
Temmuz 26’




Yorumlar