Mutsuz insanın trajedisi ya da “Lanet”

Varsayalım ki kendinizi bildiğiniz günden bu yana sahip olduğunuz ya da sonradan bir şekilde edindiğiniz bir hüznünüz var. Çeşitli girişimlerde bulunup adına da depresyon diyebilecek olsak da bunu bir lanet olarak niteleyeceğiz. Bundan kurtulmak için modern tıbbın size sunduğu tüm imkanları kullandınız ve içtenlikle tedaviye gönüllü oldunuz. Tüm bu tedavi süreci tamamlandığında ya da henüz sürerken ne olursa iyileşmiş olacaksınız? Mevzubahis soru çığır açıcı deneylere ve oldukça spekülatif fikirlere sahne olmuştur. Biz bugün burada bunları aktaracak ya da tartışacak değiliz ancak konunun sadece bizim için içinden çıkılmaz bir husus olmadığının altını çizmek için belirtmekten geri durmayacağız keza bunlar üzerine bir tartışmanın haddimize olmadığı söylenebilecekse de yeni bir spekülasyona ihtiyaç olduğunu düşünmüyoruz.
Depresyon bir günah veyahut suç gibi -kurtuluşa dair sahip olduğu bilinmezliği belki de açıklayabileceği bir şekilde- oldukça damgalayıcı bir olgudur. Öyle ki sahip olanların bu ızdırapla öldükten sonra dahi boğuşacağı bir lanete kurban gittikleri düşünülebilir ki benzer bir şekilde bir suçlu da öldükten sonra bile o suçu işlemiş kişi olarak ebediyete kadar günahının vebali ile karşımızda duracaktır. Ve hatta suç ve depresyonun ebedi çilesi ile ilgili örnek şöyle ileri taşınabilir ki suçlu vebali boynuna geçirmeyi kabul etmeyecek olursa bir toplum vicdanı karşısına dikilecek ve ilmeği ebediyete kadar boynunda tutacaktır. Mutsuzlukla lanetlenen insan da benzer bir yoldan geçer. Bir zincirle iyi olan her şeye bir adım uzakta kalacak şekilde zincirlenir ve asla ulaşmadığına emin olunur. Hele de doğup filizlendiği yer bu hüzne gebe ise tek bildiği hayat da bu hüzün olacaktır.
On bin yıllık bir tartışma olarak doğan bir çocuk hayata boş bir levha olmaz diyoruz ancak boynunda bir urgan olmadan doğsun istiyoruz. Hayatın bir ağaca benzetilebileceği metaforda küçük bir fidanken dertsiz tasasız dallanıp budaklansın, bol bol güneşlensin istiyoruz. Günü gelip de dallarına salıncaklar kurulabildiğinde altında çocuklar gülüşsün istiyoruz. Yine günü gelip de ulu bir çınar ağacına dönüştüğünde de saçtığı tohumlar ile koca bir ormanın içinde yitip gitsin istiyoruz. Ancak öyle olmuyor ve keşke öyle olsa diye dövünüyoruz. Bilakis en başta biz kendimiz iyiliğe inanmıyoruz, en çok da iyi olunabileceğine.
İyiliğe ve iyileşmeye dair olan inancın bu denli kırılgan ve/veya mevcut olmayışı aslında mücadelenin çetrefilli ve kırılgan doğasından ileri geliyor. Mevzubahis anlatılanlar özelinde ebedi mutsuzlukla lanetlenmiş biri olduğunuzu ele alalım ve diyelim ki lanetinizi görüyor, tanıyor hatta kurtulmayı hedefliyorsunuz. Pek tabi sonu kötü bitmeyen ve bilakis pozitif bir yol haritası şu veya bu şekilde önünüze çıkıyor. İzlek belli. Yola çıkıyorsunuz. Kolay olmayacağı en tahmin edilebilir şey olarak duradursun, her köşede ama istisnasız her köşede lanetinizle sizi tanıyanlar yolunuzun yine aynı yere varacağını düşünerek geçiriyor tokadı suratınıza. Hadi diyelim ki sizi evvelce tanıyanları atlattınız, sizi yola çıkaranlar ilk tökezlemenizde ensenizden tutup suratınızı yere bastırıyor. Niye? Niyesi yok çünkü lanetlenmiş olan sizsiniz ve bununla yaşamaya mecbursunuz. Yolda devam etmeye dair bulduğunuz motivasyonlar da hakeza birer birer kayboluyor gözünüzün önünden.
Hayatını bu ızdırapla sürdürüp yaşayan birinin elbette ki bu lanete sahip olmayan birince anlaşılması pek mümkün olmayacaktır. Ancak konuya başka örnekler ve yaklaşımlar sunularak anlaşılamama durumu manipüle edilebilir. Böyle olsa bile insanlık tragedyası boyunca ortak temalarla örtüşüp klişeleşmiş olsa dahi, yolda verdiğiniz mücadelenin biricik olması ve bu biricikliğini tecrübe edebildiğiniz tek şey olan sizden alıyor olması sebebiyle size özel olacaktır. Yani zaten yeni bir şey olmayan kaynağının ne olduğunun fark etmediği hüzün ancak sizi boğabilir. Tüm bunca şeyin üstüne tabiri caizse ölmeye yer aradığınız bu yolda verdiğiniz mücadelede hayattan keyif almanızı salık verenleri veyahut yolunuzu bambaşka şeylerle çizmenizi söyleyenleri bir kaşık suda boğasınız gelir.
Haklısınızdır. Pek tabi daha önce de belirttiğimiz gibi mücadelenin başkaldırı oluşu ve tutunduğu dal dahi kopup gitmek üzereyken neyin pranga neyin bağnazlık neyin de suç olduğu mazur görün ancak lanetli birey olduğunuzu varsaydığımız sizin dahi s*kinizde olmayacaktır. Ve günün sonunda lanetinizle doğacak(!), yaşayacak ve öleceksinizdir.



Yorumlar