top of page
logo.png

Kıskandığım Kediler

Yazarın fotoğrafı: Batuhan Bölüm
Batuhan Bölüm
8 Eki
2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 9 Eki

Orada; bir zamanlar çocuk olduğum yerde,

Okul yolumda, hep bir cam güzeli olurdu.

Güneşin sıcaklığıyla serilir, beni seyrederdi.

Bakımlı tüyleri ve fevkalade sağlıklı görüntüsüyle,

Bir beni değil, yoldaşım Kuru Üzüm’ü  de kıskandırdı.

Az ileride, köşede, hep hamile,

Anaç bir tekir olurdu,

Peşinden de yavruları eksik olmayan.

Anaç yaşlı bir hanımı da peşinde koştururdu.

Kaç çocuğu vardır bilmem

Ama herhalde kader ortağı.

Rengi desen, hep değişir bu yavrucakların.

Babaları aynı mı?

Onu da bilmem.

Aman, ne önemi var ki zaten.

Bir seferinde bu anaç tekir,

Kara bir Üzümcük doğuruverdi.

Yumruk kadar,

Yahu ne yumruğu be adam,

Fındık kadar.

Bu Üzümcük cebimde,

Bir akşamüstü,

Eve kadar yollanıverdik.

Gel zaman, git zaman…

Kuru Üzümcük bizim sokağın kedisi.

Özgür ruhlu, belki serseri.

Mama koyarlar ama çöpü karıştırır.

Özgür ya haspam…

Oyunbazdır

Ama adam seçer.

Sıska ve cılız vücudunda;

Kocaman iki boncuk göze, ıslak mı ıslak bir burun eşil eder.

Okula kadar benimle yürür,

Çıkışa kadar da beklemez.

Niye beklesin ki zaten?

Adam sokak kedisi.

Neyini kıskanırdım bilmem

Belki hiç büyümeyişini

Belki, bilmem.

 

Sonraları; bir zamanlar çocuk olduğum o yerde,

Aşık oluverdim.

İlk kez belki,

Şimdi tam hatırlayamıyorum.

İşte o sıralar,

Yine okula yürürken,

Veya sokaklarda gezerken,

Kocaman, kalın enseli bir sarman gördüm.

Besili.

Hiç unutmam, kasap kedisi.

Pek de bir oyunbaz

Ama sinirlendirmeye gelmez.

Malum, besili.

Kaçarsın, kovalamaz

Ama yakaladı mı da affetmez.

Ekmek kasaptan, su kasaptan,

Yaşar gider.

Bunu mu kıskanırdım, bilmem.

Kuru Üzümcük?

Birbirlerinden pek haz etmezler,

Zaten öbürünün çeyreği kadar.

Yıllar geçti.

Artık çocukluğun sonuna gelmişken,

Ben büyüdüm,

Kara kuru Üzümcük büyümedi.

 

Bir başkasıyla yıllar sonra karşılaştım,

Çocukluğumu bir kenara bırakırken.

İstanbul’da…

Tam bir düşünce insanı hanımefendi.

Sokağı ve kuşları,

Belki de İstanbul’u,

Seyreder.

Sabahtan akşama kadar…

Ne oynanır bu hanımla

Ne de bir parça sevilir.

Yalnız seyredilir.

O İstanbul’u,

Siz onu…

Yaşama sevincini kıskanırdım bu hanımın,

Tüm o mağrur ve hüzünlü duruşuna rağmen.

 

Bir diğeri meyhaneci kedisi.

Neredeydi bu meyhane,

Şimdi umuttum.

Ufakcık, tefecik,

Kar gibi de beyaz.

Ama ne beyaz efendi?

Ne beyaz…

Öyle güzel, öyle mağrur ki

Kalkıp gelmez.

Sana bana sokulmaz.

Şu bu da dilenmez, tırtıklamaz.

Yalnız oturur.

Elini uzatır seversin.

Çekip gitmez.

Gözlerine bakar da dayanamazsın.

Ne bulunduğu aşikar bu kedi de

Neden vazgeçilmez?

İşte onu bilmem.

 

En çok Türk’ü kıskanırım,

Paris’te olanı.

Sahte, eski bir İran halısının,

Güneş vuran yerinde uyuklayıp,

Sahibi olan hanım;

Severken, ağlarken, üzülürken,

Kucağına zıplayıp başını göğsüne yaslayan,

Titrek kuyruğuyla,

Dünyalara kafa tutup,

Tek ihtiyacı bir parça sevgi olan

Ve başka hiçbir şeyde gözü olmayan,

Sahibiyle uyuklayan,

O çalışırken ayaklarının dibinde

Veyahut kucağında uyuyan,

Hep sarılıp, sarmalanan

Hep sevilen Türk’ü…

Belli etmez ama

Kara kuru Üzümcük de

En çok onu kıskanır.


Bb-Ekim'26



Son Yazılar

Hepsini Gör
  • TikTok
  • Instagram

Aramıza Katılmak ve Son Gelişmelerden Haberdar Olmak İçin

Edebiyat, Konser, Çizgi roman, Sanat

Aramıza Hoşgeldin!

bottom of page